15 Ekim 2013 Salı

Uyku Bozuklukları 2

      UYKU ve BOZUKLUKLARI

 Uyku, hemen hemen butun hekimlik dallarını ilgilendiren bir alandır.
Ozellikle psikiyatristler ve norologlar tarafından incelenen bir konudur. Uyku bozukluğu bazen başka bir bedensel ya da ruhsal hastalığın bir belirtisi olarak ortaya cıkabileceği gibi başlı başına ayrı bir hastalık olarak da görülebilir.

  Örneğin depresyon dediğimiz ruhsal hastalığın belirtilerinden birisi de uyuyamama veya erken uyanmadır. Ancak bu uyku bozukluğundan ziyade depresyonun bir belirtisidir. Depresyonun en sık rastlanan kalıntı (reziduel) belirtisi uyku sorunlarıolduğu gibi hastalığın tekrar başlamasında da uyku sorunlarının tekrar başlamasının ongorucu olduğu bilinmektedir. Orneğin depresyon nedeniyle uyku bozukluğu gelişen hastada, antidepresan tedavi başlanmalıdır. Depresyonun tedavisiyle uyku
bozukluğu da bir sure sonra duzelecektir. Uyku sadece zihinsel yaşamın onemli bir parcası değil, aynı zamanda hormonal duzenlemede de onemli rol alan bir surectir.

 Bu nedenle uyku sorunlarının nedeni saptanarak tedavi altına alınmalıdır ve mutlaka nedene yonelik ilac ve diğer tedaviler verilmelidir. Depresyon, mani, şizofreni gibi hastalıklar uyku bozukluğu yapabildiklerinden dolayı bu durumlarda uyku bozukluğunun temeli olan hastalığa yonelik ilac tedavisi verilmelidir.

Tarihçe

 Hipokrat, vucudun ic organlarını sıcak tutma amacı ile kanın bu bolgelerde
birikerek beyinden uzaklaştığını ve uykunun bu vaskuler reorganizasyon sonucu ortaya cıktığını ileri surmuştur. Aristo ise alınan gıdaların ısıya donuşerek uykululuğa yol actığını belirtmiştir. 20. yuzyılın başlarında ise hipnotoksin teorisi ortaya atılmıştır. Buna gore kana salgılanan bir madde uykuya neden olmaktaydı. Bunu ispatlamak amacı ile uyuyan kopeklerden alınan kan, uyanık kopeklere verilmiş ve kopeklerde uykuyu induklediği gosterilerek uykuyu başlatan endojen bir faktorun varlığı teorisi desteklenmiştir.

Uyku Fizyolojisi

 Uyku, insan yaşamının yaklaşık 1/3’ unu kaplayan fizyolojik bir
gereksinimdir. Eğer 75 yıl yaşadığınızı varsayarsak 18 ile 25 yıl arasında bir sure uykuda gecmektedir. Uyku, bilinclilik acısından uyanıklığın ortadan kalkması değil, farklı bir bilinclilik durumu olarak tanımlanabilir. Bu farklı bilinclilik duzeylerinin farklı fizyolojik, elektrofizyoljikve bilişsel bileşenleri vardır. Oğrenme, bellek
oluşumu ve emosyonel duzenlemelerle uyku arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. En basit ornek uykusuz gecen bir geceden sonraki gun yaşanan gerginlik, huzursuluk, yoğunlaşma gucluğu ve verimsizliktir. Hayvan deneylerinde ilginc olarak gorulmektedir ki yeni davranışı oğrenen hayvanda REM uykusunu deneysel olarak engellersek oğrenme bozulmaktadır.

  Uykunun yapısal ozellikleri uzerine en etkili faktor yaştır. Prenatal donemde de siklik aktivite tespit edilmesi, uyku-uyanıklık siklusunun varlığını duşundurmektedir. Gestasyonun 20’inci haftasında siklik, ritmik motor aktiviteler tespit edilebilmektedir. 28 ile 32’inci haftalar arasında ise duzenli bir uyku uyanıklık siklusu izlenebilmekte, hızlı goz kuresi hareketlerinin varlığı ile belli donemlerde inaktif donmelerin vucut hareketleri ile donuşumlu olarak izlenebildiği uyku donemleri gorulmektedir. 32. haftadan sonra ise REM ve non-REM uykusu kolaylıkla birbirinden ayrılabilmektedir. Miyadında doğan bir bebek 24 saatin 16 saatini uykuda gecirmekte, uykuları genellikle REM uykusu ile başlamakta ve toplam uyku suresinin %50’sini REM uykusu oluşturmaktadır.

  REM uykusu bebek buyudukce azalmaktadır. Sekiz yaş civarında artık sadece gece uykusu vardır. Yaklaşık 10 saat surer ve uyanıklık suresi oldukca az olduğu gece uykusu vardır. Pubertede toplam uyku suresi ortalama 9 saat kadardır ve uykunun yaklaşık %40’ı derin yavaş uykudan, %20–25 kadarı REM uykusundan oluşmaktadır. 20 yaş civarında uyanıklık sayısının az, uyku etkinliğinin yuksek olduğu uykular devam ederken bu durum yaşla beraber giderek duşmektedir. 35 yaşlarında derin yavaş uyku oranı, 20’li yaşlara gore azalma gosterirken, REM uykusunun toplam uyku suresine oranı %25 olarak sabit kalmaktadır


  Bu yaşlarda uyku etkinliğinde giderek azalma, gece uykuya dalma suresinde uzama ve gece ici uyanıklık sayısında artış gozlenmektedir. Yaşlılarda ise gece uykusunun suresi azalırken gun icerisindeki uyuklamaların sayısı ve suresi artış gostermektedir. 24 saat suresince toplam uyku suresi genc erişkinlerin uyku suresine eşit sure gosterebilmektedir. Gece icerisindeki uyanıklık sayısının artması ile birlikte uyku etkinliği belirgin bir şekilde azalmaktadır. Derin yavaş uyku suresi %10’a kadar duşmekte, yaş ilerledikce derin yavaş uykunun azalması da belirginleşmektedir. Bu yaşlarda delta dalgalarının amplitudunde de gozlenen duşme, uykuyu duzenleyen merkezlerdeki dejenerasyonun bir yansıması olarak duşunulmektedir. Uyku bicimindeki bu değişiklikler 60 ile 80 yaş arasındaki erkeklerde kadınlardakinden daha belirgin olarak ortaya cıkmaktadır. REM uyku suresi iyice ileri yaşlarda %20’lere kadar duşebilmektedir. Ayrıca yaşlılıkta pineal bezde kalsifikasyona bağlı melatonin duzeylerinin duşmesi ile ilgili olduğu duşunulen, her on yılda bir uyku zamanının bir saat one kayışı gozlenmektedir. Budurumda yaşlı kişiler erken yatmakta ve sabah erken uyanmaktadır.

  Bireysel olarak uyku gereksinimi farklılıklar gosterebilir. Bazı kişilere cok kısa
uyku yeterli gelirken bazı kişiler uzun uyku surelerine ihtiyaç gosterirler. Kısa uyku
sureli kişiler genelde 6 saatten az uyudukları halde gunluk aktiviteleri ve uyumları
bozulmaz. Uzun uyku sureli kişilerin ise 9 saatten fazla uykuya ihtiyaç gosterirler.
Kısa ve uzun uyku suresine ihtiyaç gosteren bireyler arasında kişilik farklarının
olduğu ileri sürülmüştür. Kısa uyku sureli kişilerin enerjik, hırslı, sosyal bakımdan
uyumlu ve girişken kişiler olduğu, uzun uyku sureli kişilerin ise depresif,
anksiyeteli, sosyal bakımdan çekinik, enerji sorunu yaşayan kişilik ozellikleri
gösterdiği varsayılmaktadır.

  Kliniklerde uyku “polisomnograf” denilen aletlerle ölçülür. Polisomnograf
uyku suresince vucudumuzda olan fizyolojik değişiklikleri değerlendirir ve kayıt
eder. Orneğin, beynimizin elektriksel aktivitesi (EEG), kalbimizin elektriksel
aktivitesi (EKG), solunum sayımız, vucut ısısı, penisteki değişiklikler (ozellikle
ereksi yon), kan oksijen düzeyleri, goz hareketleri gibi değişkenler kayıt altına alınır.
Bu incelemeler sonucunda tıp uzmanları tarafından uyku ana olarak iki bolüme
ayrılmıştır. Birincisi REM uykusu, ikincisi de NREM (Non-REM) uykusudur. Bu
uyku donemi sınıflandırması goz hareketlerine bağlı olarak yapılmıştır. REM (Rapid
eye movement), donemi hızlı goz hareketlerinin olduğu ve rüyaların görüldüğü
donemdir. Bu donemde otonomik aktivite ve EEG aktivitesi artar, sürekli bir
hipokampal “theta” ritmi ortaya çıkar ve mesensefalik retikuler formasyondan gelen
süratli boşalımlar ve ponstan gelen uyku iğcikleri ”sleep spindles” gorulur. NREM
(Nonrapid eye movement) donemi yavaş goz hareketlerinden oluşur ve genelde
vücutsal değişikliklerin izlendiği derin uyku donemidir. Uyku düzeni denilen olay
bu iki donemin belirli surelerle birebirlerini takip etmesidir. Kişiden kişiye
değişmekle beraber 90–120 dakika arasında REM (%25) + NREM (%75) dongusu
tekrarlanır. Bu döngü bir gecelik uyku sırasında yaklaşık 4–5 kez tekrarlanır. İlk
REM donemi kısa olmaya eğilimlidir ve yaklaşık 5–15 dk surer. Kişi kısa uyusa da bu
döngünün bittiği donemlerde uyandırılırsa daha dinlenmiş şekilde kalktığı ileri
sürülmüştür.

  REM uykusunun bazı özellikleri vardır:

1.İskelet kası (solunum ve goz kasları hariç) tonusun de tonik inhibisyon-atoni
   (Dolayısı ile uykuda hareketler çoğunlukla REM başlangıcı ve bitişinde
    gözlenir). REM paralizisi olarak da bilinir. Beyin sapı merkezlerinin kortekste
    istemli kasları inhibe etmesi ile ortaya çıkar ve kişinin REM uykusu boyunca
    rüyadan çıkmamasına yardımcı olur. Genellikle uykudan uyanılınca saniyeler
    veya dakikalar içerisinde sonlanır.

2. Hiperkapnik solunumsal uyarımda azalma.

3. Göreceli poikilotermi (vucut sıcaklığı düşüşü).

4. Penil dolgunluk (sabah ereksiyonu).

5. Kalp atımlarında taşikardi ve bradikardi donemleri.

6. Rüyaların %80’i bu donemde gorulur.


Yattıktan ortalama 15–20 dk da kişi uykuya dalar. Sonraki 45 dakikada kişi derin uykuya
dalar (Faz 3 ve 4). Faz 4’ e ulaşıldıktan ortalama 45 dk sonra ilk REM dönemine ulaşılır. REM suresi ortalama 90 dk surer. Gece ilerledikce REM sureleri uzar ve derin uykunun 3. ve 4. donemleri kaybolur. Gece ilerledikce kişinin uykusu hafifler ve daha cok rüya görür. Evre 3
ve 4 derin uyku olarak adlandırılmaktadır. Bu donemde kişinin uyandırılabilmesi icin daha
güçlü bir uyarana ihtiyaç duyulmaktadır. Uyanıklık sırasında tüm bu noromodulatorler
yuksek seviyede salınırken, REM sırasında serotonin ve norepinefrin salınması en aza iner ve tek başına asetilkolin salınımı baskındır. NREM sırasında ise tüm bu noromodulatorler göreceli olarak daha düşük seviyede salınmaktadır.

 Bunun tersine REM döneminde imbik ve paralimbik bolgelerde metabolizma artışı gözlenirken dorsolateral prefrontal bölgede metabolizma azalması gorulur. NREM uykusunda ise yaygın bir beyin metabolizması azalması gözlenir.



İslami ve Temiz İçerikli Siteler Listesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder